|
poliyanna
|
 |
« : 13 Temmuz 2008, 14:41:25 » |
|
PUSLU KITALAR ATLASI
KİTABIN ADI : PUSLU KITALAR ATLASI
YAZARI : İHSAN OKTAY ANAR
YAYINEVİ : İLETİŞİM BASIM TARİHİ : ONUNCU BASKI 1999 SAYFA YAPISI : 238 Sayfa DİLİ : TÜRKÇE
YAZAR HAKKINDA BİLGİ
Eserin yazarı İhsan Oktay Anar, 1960 doğumlu olup halen Ege Üniversitesinde görev yapmaktadır. Yazar eserlerinde, tarihi kullanarak ve çeşitli oyunlar oyna*****, felsefe katarak okuyucuyu düşünmeye zorlar. Günlük hayatında da radikal bir insan olarak bilinen İhsan Oktay Anar, kitaplarında toplumu eleştirmekle beraber günlük yaşantısında da kendi çapında farklı protestolara yer verir. Örneğin; kaldırıma park eden arabaları protesto etmek için onların üzerinden yürümesi gibi.
Kitap, yazarın ilk eseri olmasına rağmen ustaca kaleme alınmış olup hiç alışık olunmayan bir dille hazırlanmıştır. Romanda olayların geçtiği zamana ve mekana bağlı olarak Osmanlıca ve eski Türkçe kelimelere, argoya hatta bilimsel terimlere yer verilmiştir. Yazarın ustaca yaptığı tasvirler karakterleri ve onlarla bağlantılı olayları adeta roman içinde roman olarak anlatması, eseri daha sürükleyici bir hale getirmiştir.
Kitap Yaşar Kemal, Balzac gibi yazarlarında kullandığı nehir roman tarzındadır. Nehir roman; okuyucuyu bir şekilde içine çeker ve sürükler.
Romanda geçen isimler doğu efsanelerinden veya hikayelerinden alınmıştır. Örneğin; “Ebrehe” kitapta bir lider olarak tanıtılıyor, tarihte ise “Ebrehe” Habeşlilerin Kabe’yi yıkmak üzere kurdukları ordunun Hıristiyan komutanıdır. Efrasiyab ise adına destanlar yazılmış Alper Tunga olarak bilinir. Nitekim kitapta da küçük bir çocuğun yazdığı destanların kahramanı olarak karşımıza çıkıyor. Kitapta olayların geçtiği zaman, kitabın on üçüncü sayfasında Kun-i, Kainattan 1079 yıl, İsa Mesih’ten 1681 ve Hicret’ten dahi 1092 yıl sonra olduğu kesin olarak belirtilmiştir. Zamanla olayların Osmanlı İmparatorluğunun en parlak dönemlerinde geçtiğini anlıyoruz. Yazarın dil olarak eski Türkçe’yi ve Osmanlıca’yı seçme sebeplerinden biri de budur. Yazar mekan olarak Osmanlı döneminin en önemli kenti Konstantiniye’yi seçmiş, eserin en başlarında Galata Kulesi, Fener ve Galata Meyhaneleri Haliç gibi Konstantiniye’nin belli bir kaç yeri anlatılmış, devamında ise Bünyamin’in evinin bulunduğu yer ve ev tarif ediliyor. Romanın ilerleyen bölümlerinde ise olayların gelişimine bağlı olarak Konstantiniye’nin farklı bölgelerine, kapalı veya açık mekanlara, cenk meydanlarına yer veriliyor.
Romanda Geçen Karakterler:
Uzun İhsan Efendi: Bu romandaki Uzun İhsan Efendi aslında yazarın ta kendisi yani İhsan Oktay Anar’dır. Bu isim ona boyunun çok uzun olmasından verilmiştir. Çekik gözlü, çıkık elmacık kemikli, seyrek bıyıklı bu adam yumuşacık elleri olan narin tenli ve korkutucu olmaktan çok uzak bir görünüşe sahip olduğundan, hiç cesareti olmadığından dayısı Arap İhsan tarafından miskin olarak çağrılır. Hiç bir mesleği yoktur. Kimseden para almaz ve kesesinden ne kadar harcarsa harcasın kesesi hep altınla doludur. Bünyamin’in babası olmasın a rağmen ona hiç benzemez ve çok genç gösterir. Dünyayı rüyalarıyla keşfetmeye çalışan bu adamın daha sonradan Yeniçeriler tarafından gözleri oyulup kulakları ve burnu kesilir, dilendirilmek üzere Hınzıryedi’ye satılır.
Bünyamin: Kumral bıyıklı ve iri gözlü bu genç, ölçülü yüz hatlarıyla yakışıklı biridir. Kafasında hayatına, babasına, annesine dair bir takım sorular vardır. Lağımcı ocağında çalışmaya başladıktan sonra eline o uğursuz para geçtiğinde savaş meydanında girdiği ikili mücadele sonucu yüzü paramparça olmuş ve tanınmaz hale gelmiştir. Yüzü sünger gibi olmuş göz kapaklarından birinin yarısını kaybetmiş, dudağı, yanakları, alnı ve şakağından et parçaları kopmuştur. Bu şekilde bir Gulyabani çehresi kazanmıştır. Duyusal bir kişiliğe sahip Bünyamin gezmediği, okumadığı halde çok şey bilir.
Arap İhsan: Kafasını kazıtmış ve üzerinde bir tutam saç bırakmıştır. Cenk yaralarıyla dolu göğsü pösteki gibi kıllı olan bu adam kıllarına rengarenk boncuklarla bir kaç inci dizmiştir. Bunun anlamı, o zamanlar kabadayıların kudretlerini göstermek için yaptıkları işarettir. Aşağıya sarkan gözlerini neredeyse örten gür kaşları vardır. Burun deliklerinden fışkıran iki kara yatağan misali pala bıyıkları vardır. Bazı batıl inançları yüzünden kolundaki pazıbentte büyüye ve başka belalara karşı koruyan sihirler taşır. Tabanı kösele kadar sert adeta zırhlı ortaparmak uzun bir çift ayağı vardır. Davudi bir sese sahip Arap İhsan’ın sırtında defalarca esir düştüğü ve forsalık yaptığı için sayısız kızıl kırbaç izleri vardır.
Alibaz: En fazla yedi yaşlarında gösteren kıpti bir anadan doğma sünnetsiz bir çocuktur. Kara kuru, sürekli yaramazlık yapan bu çocuk, Arap İhsan’ı çileden çıkaran tek kişidir. Üç yaşına kadar afyon ruhuyla sızdırılmış ve bu yüzden yıllarca hiç uyuyamamıştır. Sonraları Efrasiyab adını alır ve İstanbul sokaklarında çocuklardan oluşan kendine özgü bir çete kurar.
Tufan Kahramanı Efrasiyab: Dünya Fatihi bu kahraman, askerleri çölde susuz kalınca yumruk büyüklüğünde birer taş getirmelerini söyleyip bu taşları avucunda sıkarak sularını çıkarmıştır. Dünyayı fethetmek için otuz yıl savaşmış sonunda bir kente gelip, savaş emri vermiş, gelen bir haberci ise başkentinin yaman bir savaşçı tarafından ele geçirilmek üzere olduğunu söylemiştir. Efrasiyab, başkentine dönünce yıllarca savaştığı kentin aslında kendi başkenti olduğunu görmüş ve dünyanın yuvarlaklığına kanaat etmiştir. Çok güçlü olan bu savaşçı zifiri karanlıkta gündüz gibi görür, aralıksız hiç göz yaşı dökmeden güneşe bakabilir, ağrı bir kılıcı üfleyerek yerinden oynatabilir.
Kubelik: Çok eskiden Pera’da Venedik Balyosunun katipliğini yapan, yazısı çok güzel olan bu adam, çok abartı içki yüzünden işinden olmuş ve sakat kalmış bir zavallıdır. Kısa boylu son derece sıska bu adam bir meyhane dönüşü başına gelen olaylar sonucu önce dişçi sonra ise cerrah olmuştur. Sürekli gittiği meyhanelerden dolayı ağzı bozuktur ve suratında meyyuz bir ifade taşır. Kubelik öğrenme açlığı duyan bazı insanların sonunu sergiler.
Müşteri: Bünyamin’in maymunudur. Baba yadigarı meslek olan ayı oynatıcılığını istemeyen bir evlat tarafından alınıp zorla hırsızlığa alıştırılmaya çalıştırılırken bir gün çektiği afyon yüzünden sızınca sahibi tarafından ölü sanılıp bir yere atılır. Bünyamin onu alıp eve getirdiğinde bu uzun kuyruklu maymun Bünyamin’de annesinin kokusunu bulur. Müşteri ile Kubelik’in öğrenme merakları benzerdir. Yazar bu benzerliği kurarak, insanların maymun iştahlı olduklarını belirtir.
Ebrehe(Büyük Efendi): Teşkilat-ı İstihbarat-ı Humayun’un efendisi bu adamın tiz ve çatlak bir sesi vardır. Bu ses o kadar bet, zerafetten o kadar yoksundur ki adeta kadın sesi ile sübyan sesi arası bir şeydir. Kara sarıklı, kızıl cüppeli yarasa misali adamın uzun parmakları , nicedir kesmediği kirli tırnakları zaç yağıyla ilgilenmekten sapsarı olmuştur. Çenesi küçücük bir kadınınkini andıran teni o kadar saydamdır ki şakaklarında, alnında ve ellerinde mavi damarlar görünür. Gözleri iri, kapkara gözbebekleri küçücüktür. Yüzünde ve vücudunun diğer yerlerinde asit yaraları vardır. Kösedir ama çenesindeki bir kaç kıl onun hükmedici görünmesini sağlar. Çok ender gülümser, bu gülümseme de insanı korkutur. İç dünyasında yaptıklarından dolayı bir pişmanlık duyar. Bu iç hesaplaşma yaşar ve yitirdiği bazı değerler için bir özlem duyar. Bünyamin’i bu yüzden kıskanır ve ona özenir.
Vardapet: Eski bir papaz olan Vardapet, bir yarışmada hile yaptığı için işinden olmuştur. Ermeni ve Lağımcı ocağında çalışan, tünel kazmada maharetli olan bir iş sırasında geçirdiği kaza sonucu taş yutmuştur. Her solukta takırdayan bu taşın bir elmas olduğunu ise çok sonraları öğrenecektir. Bünyamin’e lağımcılık işini veren kişidir.
Zülfiyar: Zayıf fakat şiş göbekli bir casustur.. Maceraları odak noktası olan parayı zorunluluktan Bünyamin’e veren kişidir. Sanıldığını gibi zeki değildir. Aksine teşkilatta yükselmesini aldığı emirleri düşünmeden yerine getirmesine borçludur.
Dertli: Sakalsız, bıyıksız, kel, kaşsız, kirpiksiz biridir. Görünüş itibariyle ezik ve pısırıktır. Adamı altı kez yıldırım çarpmış ve uğursuzluğu yüzünden Konstantiniye’de dolaşması yasaklanmıştır. Dertli’nin gösterdiği vefa ile şu anda yaygın olan vefasızlık eleştirilmiştir.
Hınzıryedi: Çok eskiden Bağdat’ta çok iyi kılık değiştiren ve çok iyi iş gören bir hırsız olup, bir gün yanlış kılığa girdiği, için yakayı ele verince hırsızlık yapmaktan vazgeçmiş ve dilenciliğe başlamıştır. Makyajdaki ustalığı sayesinde en iyi dilenci olup Sultan Murat tarafından Konstantiniye’ye getirilmiştir. Bir gün domuz eti yenmesi makbul olmadığı halde yanlışlıkla yediği için adı Hınzıryedi olmuştur.
Gülletopuk: Arap İhsan’ın belalısıdır.
ÖZET:
Roman, soğuk bir kış gecesi Galata Kulesi’ndeki yangın gözcüsünün Arap İhsan’ın kadırgasını görmesiyle başlar.
Arap İhsan Galata Meyhaneleri’nin yakınında oturan yeğenine gider. Esir olarak aldığı ve başına büyük belalar açan Alibaz adındaki haşarat ile Arap İhsan’ı yeğeni uzun İhsan Efendinin oğlu Bünyamin karşılar. İçeri girdiklerinde Alibaz’ın dikkatini çeken maymun, ona yeni yaramazlıklar yapma fırsatı verir. Arap İhsan biraz dinlendikten sonra Uzun İhsan Efendinin yanına çıkar. Tam bu sırada ilaçların etkisiyle uykuya dalan ve düş yoluyla dünya atlası çizmeyi hedefleyen Uzun İhsan Efendi, rüyasında dayısını ve büyük bir maceraya atılan oğlunu görmektedir. Bünyamin sayıklayan babasını uyandırdığı sırada hiç uyku görmemiş ve üç yaşına kadar afyon ruhuyla sızdırılan küçük Alibaz bu olayı hayretle izlemektedir.
Ertesi gün Arap İhsan kendisine kazık atmış olan alkolün esiri olmuş ve bu yüzden işini kaybetmiş ve ayrıca yediği falakalardan dolayı topal kalmış olan Kubelik’i aramaya çıkar. Çeşitli yollardan cerrahlık izni alarak, gizliden gizliye insan vücudunun atlasını çıkarmaya başlayan Kubelik, Arap İhsan’ın intikam peşinde olduğunu düşünmektedir. Halbuki Arap İhsanın niyeti hayatını kurtaran bir kitabın çevirisini yaptırmaktadır. Rendekar’a ait olan ve “Zagon üzerine öttürme” olarak tercüme edilen kitabı Kubelik, Arap İhsan’a teslim edilmek üzere Uzun İhsan Efendiye verir. Bu kitabı okumaya başlayan Uzun İhsan Efendi, Rendekar’ın şüpheyi bir zagon, yani bir yöntem olarak benimsediğini öğrenir. Amaç, şüphe götürmeyecek ilk kesin bilgiye varmaktadır. Her bilgiden şüphe eden Rendekar, şüphe ettiğinden şüphe edememekte ve bundan da kendisinin varolduğu sonucunu çıkarmaktadır. Bunalar üzerine kafa yoran Uzun İhsan Efendi düşünüyor olmasından dolayı kendi varlığını kabul etmektedir. Ama bu yolla kendisi dışında başka hiç bir şeyin varlığını ispatlayamamaktadır. Bunu çözmek için rüyaya yatar. Rüyasında gördüğü aynada kendi yansıması yerine oğlunu görür ve düş gördüğü için kendi varlığına inanır. Fakat; kafasında kim olduğuna dair bir soru kalır. Uyandığında uykusunun bir uyanış ve düşlerinde gerçeğin ta kendisi olduğunu düşünmeye başlar. Eğer bu doğruysa şimdi gördüğü her şey bir düştür.
Hiç bir mesleği olmayan ve hiçbir yerden gelir sağlamayan bu adamın oğlu Bünyamin’in kafasında babasına dair soramadığı türlü sorular vardır: Sen kimsin? Annem kim? Bu paranın suyu nereden geliyor? Günlerce yemeden, içmeden nasıl yazıyorsun? Bu sorularla iyice kafası karışan Bünyamin babasının şurubundan çok fazla içerek uykuya yatar. Düşünde uçmaktadır ve kendi bedenini görebilmektedir. Konstantiniye üzerinde gezindikten sonra evine geri döndüğünde babasının kendi bedeni başına ağladığını görür. Sonra ise cenazesi ile karşılaşır ve içinden gelen bu sese kulak vererek uykusundan uyanır ve yine aynı sese u***** gerçekten de gömüldüğü mezardan çıkar. Diri diri gömülen Bünyamin, lağımcı ocağında çalışan Vardapet’in dikkatini çeker ve önemli bir görev için lağımcı ocağına alınır. Giderken babasının ona emanet ettiği dünya atlasını da yanına alır. Babası, bu atlası daime yanında taşımasını ve yolunu kaybettiğinde bu düş atlasının sayfalarını karıştırmasını söyler. Artık Uzun İhsan Efendi, Alibaz ve yaramaz maymunu müşteriyle yalnız kalmıştır. Alibaz’ı okullar arası çatışmanın yaşandığı mahalle mekteplerinden birine gönderir. Okuduğu bir kitabın kahramanından, Efrasiyab’dan etkilenerek bir okul çetesinin lideri konumuna gelen Alibaz artık arkadaşları arasında Efrasiyab’dır. Yaptığı eylemler sonunda bıraktığı beyaz bayrak üzerine kırmızı el iziyle Konstantiniye’ye nam salar. Bir gün eve döndüğünde, babası yerine koyduğu Uzun İhsan Efendinin yeniçeriler tarafından götürüldüğünü görüp intikam almaya yemin eder.
|