|
poliyanna
|
 |
« : 13 Temmuz 2008, 14:54:52 » |
|
KORSAN KİTAP ÇETESİ
Kitabın Adı : Korsan Kitap Çetesi
Kitabın Basıldığı Yer ve Tarihi: Mavibulut Yayıncılık Şubat 2001
Sayfa Sayısı:221
Kişilerin Ruhsal ve Fiziksel Portreleri:
Ayşegül: Uzun saçlarıyla övünen zeki bir kız.
Aslı: Ayşegül’ün en iyi arkadaşlarından biri.
Erol: Necdet ile birlikte okul sonrasında istasyonda kitap satarak ev ve okul masraflarını çıkarmaya çalışan bir çocuk.
Necdet: Erolile birlikte okul sonrasında istasyonda kitap satarak ev ve okul masraflarını çıkarmaya çalışan bir çocuk.
Mustafa: Orhan ve yazarın en iyi arkadaşlarından biri.
Orhan: Mustafa ile teneffüslerde birlikte gezen Mustafa’nın dostu.
Ayşegül’ün ortaya çıkışı, daha doğrusu yazarın tarafından kurtarılışı okulda sevinç yaratıyor.Ayşegül hemen ertesi gün saçlarını kestirip okulun bahçesinde Aslı ile birlikte tur atmaya başlıyor.Bu kez her ikisinin iki yanında onların kollarına da girmiş bulunan geniş bir kız zinciri oluşuyor.Bu zincir, çok geniş bir tırmığın çimenleri taraması gibi, bahçe de dolaşan herkesi tarıyor ve duvar diplerine doğru savuruyor.Ayşegül o kaçırıldığı barakada yaşadıklarını herkese birçok kez anlatıyor ve bu da yazarı müthiş mutlu ediyor, çünkü her anlattığında yazarın kahramanlığından bir kez daha söz ediyor ve ilgi gitgide Ayşegül’den yazara doğru yönelmeye başlıyor.Bahçenin kantine yakın tarafındaki erkekler grubu şimdi yazarın çevresine doluşuyor ve yazar artık anlatabilecek her şeyi anlatmış olduğundan, yalnızca sırıtıyor.Bir yandan da Ayşegül’ün yeni saç biçimine bakıyor uzaktan.Ayşegül’e saçlarını neden kestirdiğini sorduğunda hemen konuyu değiştiriyor.Aslı’ya sorduğunda, sorusuna cevap vermek yerine “Bigudi takacakmış!” diyor. “Bigudi mi?” “Evet, ne var?” “Ne demek ne var?O değil miydi, ben asla bigudi takmam, diyen.Hani onu beğenecek erkekler kendisi bigudi taksın filan diyen…” “Öyle mi demiş?” Yazar Aslı’ya tekrar ve daha yüksek sesle soruyor: “Ayşegül neden saçlarını kesti?” Aslı tekrar ve yüksek sesle söze başlıyor: “Ayşegül saçlarını kesti, çünkü…” “Çünkü?...” “Çünküüüüüüüü….” Artık yazarın sabrı talıyor.Yazarın bildiği Ayşegül uzun saçlarıyla gurur duyar ve onları kesmeyi asla düşünmez.Sonunda: “Söylemem,” Diyor Aslı. “Niye?” “Çünkü…” Yine başlıyor. “Niye?” Diye gürlüyor ayzar. “Çünkü bitlenmiş,” Diyor Aslı sonunda. “O barakada yatırdıkları yerde bitlenmiş.Saçlarının arasında bitler dolaşıyormuş eve döndüğünde.Hemen saçlarını kısaltıp ilaç sürmüşler. Zavallı Ayşegül…Şimdi gülerek biraz da ilgiyi topladığı için mutlu anlattığı o günlerde nasıl da korkmuş olmalı.Şimdi onu böyle çevresine kahkahalar atarken görmek ne güzel bir duygu.O yazar ve arkadaşlarının Ayşegül’ü ve işte yine aralarında.Zil çalıyor.Sınıfa girerken yazar Orhan’ı görüyor.Her zamanki gibi Orhan işte ama bir tuhaflığı var.Orhan’ın aslında pek öyle tuhaflığı filan olmaz.Orhan, Orhan’dır ve hep her zamanki gibidir.Ama bu kez bir tuhaf işte.Ona daha dikkatli bakınca yazarı rahatsız eden eksikliği hemen buluyor.Orhan derse girerken ve çıkarken hep Mustafa’yla yan yana yürür.Kalabalığı ne kadar taradıysa da Mustafa’yı göremiyor.Orhan’ın tuhaflığı, yanında Mustafa’nın olmaması.Yazar yerine geçtiğinde Orhan yine yalnız ve Mustafa derse gelmemiş. Yazar eliyle işaret edip, “Mustafa nerde?” Diye soruyor.Öğretmen sınıfa girdiği için yazara iki elini açarak, “Bilmiyorum,” Diyor. Dersin yarısına geldiklerinde kapı vurukuyor ve Mustafa ter içinde giriyor.Koşmuş durumda görünüyor.Özür dileyip yerine oturuyor.Az sonra arka sıradan bir kâğıt parçası uzatılıyor.Kâğıtta: “Tenefüste arkada” yazıyor. Tenefüs zilini dört gözle bekleyip özel konuşmaları yaptıkları yere koşuyor yazar.Orhan ve Mustafa yazardan önce orada oluyorlar.Aslı ile Ayşegül yok.Oysa genellikle bu tür buluşmalarda onlar da bulunur. “Ayşegül’le Aslı neredeler?” Diye soruyor yazar. “Bırak şimdi Ayşegül’ü Aslı’yı, ”Diyor Mustafa ciddi bir sesle, “İş ciddi.” Yazarın gözleri büyümüş bir halde ona baktığını görünce bir kez daha, “Bırakın şimdi Ayşegül’ü filan…”Diyerek sözlerini sürdürmek istediyse de yazar ve Orhan susturuyorlar.Yazar bir yere oturmak istediğini söylüyor.Demek ki durum gerçekten çok ciddi ve yazar bu kadar ciddi bir durumu ayakta karşılayamayabilir.Orhan ve yazar Mustafa’ya dikti gözlerini.Onun Ayşegül’e hayran olduğunu herkes bilir ama bu aramızda konuşulmamış bir şeydir: “Erol’la Necdet’i dövmeye kalkmışlar.” “Ne?Kim?” Erol ve Necdet, Mustafa’nın üst sınıftan arkadaşları.Derslerden sonra istasyonun girişinde kitap satarak hem okul masraflarını çıkarmaya, hem de evlerine para götürmeye çalışan iki çocuk.Mustafa’yı çok severler. “Kim dövmeye kalkmış?” “Bilmiyorum,”Diyor Mustafa.”Ama kitap sergilerine gelip tekme atarak kitapları dağıtmışlar.Erol karşı çıkınca da vurmaya kalkmışlar, çevredekiler kurtarmış.” “Peki, kimmiş bunlar, neden yapmışlar?” “Tam o anda zil çalıyor.Mustafa sıkıntılı sıkıntılı doğruluyor. “Erol tanımıyor, ama Necdet onların aşağı mahalleden olduklarını sanıyormuş.” “Barlas?” Yazara göre Aşağı mahallenin birinci özelliği şu:Onları sevmemeleri.İkinci özellikleri ise aşağı mahalle denince akla gelen ilk ismin Barlas olması.Yazarların mahalleden birkaç kişi çeşitli zamanlarda Barlas’tan ve o mahalledekilerden dayak yemiş durumda.Çünkü o nedense içlerinden biri yanlışlıkla veya zorunlu olarak oralardan geçtiğinde onu yakalayıp tartaklar.onlar ise hiç yazarın mahalleye gelmezler.Futbol turnuvalarına ise o mahalle hiç katılmaz. “Ne olmuş aşağı mahalleye?” “Bu sesi duyunca yerlerinden zıplıyorlar yazar, Mustafa ve Orhan.Bu ses Ayşegül’ün sesi.Aslı da aynı ses tonuyla ekliyor: “Evet, ne olmuş aşağı mahalleye?” Yazar Mustafa’nın az önce, “Bırakın şimdi Ayşegül’ü,” dediğini anımsayarak bu sorunun cevabının verilmesini Mustafa’ya bırakıyor.Yazar ve Orhan çektiği sıkıntıyı zevkle izlemeye koyuluyorlar. “Şeyy…”Diye söze başlıyor, Mustafa.”Aşağı mahalledekiler..” “Evet…” “Aşağı mahalledekiler bizim Erol’la Necdet’in kitap sergisini dağıtmışlar.” Bunları söylerken Ayşegül’e hayran hayran bakıyor Mustafa.İçini bir sıkıntı kaplıyor yine.Bu sıkıntının nedeni Erol’la Necdet’in başına gelenler mi, yoksa Ayşegül’ün Mustafa’ya odakladığı hülyalı bakışlar mı bilmiyor yazar ama Aslı yazarın yardımına koşuyor. “Erol’la Necdet’i dövmüşler mi?”Diyor. Bunun üzerine Mustafa yine onlara dönüyor. “Dövmemişler, ama bir daha aynı yerde kitap satarsa döveceklerini söylemişler.” “Nah döverler!”Diyor Aslı. Mustafa’nın normalde bu kadar kaygılı olmadığını bildikleri için durumun ciddiyetini anlıyorlar. Hiçbir şeyi dert etmeyen Mustafa bile, Erol’la Necdet’in aşağı mahalledekilerden aldığı tehdit karşısında endişeleniyor.Akşam yemekten sonra yazar odasında bir süre öylece oturuyor.Yazarın yüzü kitaplığına dönük.Birkaç kez okuduğu macera kitaplarının sırtları iyice soluklaşmış, hatta birkaçının sırt kartonu bükülüp havaya kalkmış durumda görünüyor.Birini raftan çekip alıyor.Onları ne kadar çok seviyor.En çok da uzak deniz yolculuklarından söz edenleri…Dünyanın bilinmeyen yerlerinden geçen heyecan dolu maceralar…Onları okurken hep kendini kitaptaki kahramanın yerine koyuyor.Ne kadar cesur ve ne kadar çevik olurlar kitaptaki kahramanlar.Yazar cesur mu?Bir gün babasına soruyor ve yazar, “Tabii, benim oğlum hiçbir şeyden korkmaz,” Diyor.Doğru mu bu?Hayır.Aslında kendini hiç d e cesur sayamıyor.Korktuğu şeyler var.Örneğin, köpekler.Hepsinden değil ama bazı köpeklerden korkuyor.Ayrıca geceleyin bir mezarlıktan asla geçemiyor.Ha, bir de dövüşmekten pek hoşlandığı söylenemiyor.Dövüşmek deyince bugün Mustafa’nın anlattıkları aklına geliyor.Erol’la Necdet’i düşünüyor.Kitap sergilerine tekme atanlara karşı ne yapabilirlerdi?Hiçbir şey.Çünkü, dedi ya, aşağı mahallenin çocukları belalı tipler.Onlar Erol’la Necdet’e kitap sattırmak istemediklerine göre yapılacak bir şey yok.Başka bir yerde satsalar?Olmaz.En iyi yer Pazar yerinin alt girişi.Zaten aşağı mahalledekilerin sıkıntısı da bu.Orasının kendilerine ait olmasını istiyorlar. Yazar birden sinirlendiğini hissediyor.Haksızlık bu ve yapılabilecek bir şeyin olmaması yazarı hırçınlaştırıyor.Elindeki kitabı hırsla yatağa fırlattı ki babasıyla göz göze geliyor. “Ne oluyor?” Diyor. Bir an duraksıyor yazar.Babası ikinci kez “Ne oluyor?” Diyor.Yazar biraz düşünüyor.Ve daha sonra: “Baba, küçükken hiç dövüştün mü?” Yazarın babasının az önceki meraklı bakışları önce şaşkın bakışlara, sonra da şefkatli bakışlara dönüşüyor.Bir iki adım atıp yatağın kıyısına oturuyor. “Nasıl yani?”Diyor yavaşça.Zaman kazanıyor.Bu hem iyi hem de kötü haber.İyi haberdi, çünkü yazarın planı tutuyor ve soruyu savuşturuyor.Kötü haberdi, çünkü çok konuşacaktı. “Yani yumruk yumruğa filan…”Diye açıklıyor.Gülümseyerek başını boşluğa dikiyor. “Evet,” Diye başlıyor.”Birkaç kez.Bir kaç kez dövüştüm galiba.” “Ne zaman?” “Bir kez askerde…” “Askerdekini duymak istemiyor.Biliyor çünkü.Nöbette kendisine şaka yapmak amacıyla tüfeğini çalmak isteyen biriyle…Bunu çok dinlemiş olduğunu anımsıyor ayzar. “Küçükken,,” Diyor.”Benim yaşlarımda filan…” “Ha, evet.Küçükken.Küçükken de dövüştüm.Üstelik çok sevdiğim bir arkadaşlımla.” “Neden?” “Yanılmıyorsam başına bir bere takmıştı ve herkes o gün onun beresiyle dalga geçmişti.Tabii, bende aynı koroya katıldım ve nedense benim dalga geçmemi kaldıramadı.Öğretmen geldiğinde yerde yuvarlanıyorduk…” Fazla ayrıntısız geliyor bu yazar. “Sana vurdu mu?” “Tabii, ama kolumla kendimi korumuştum.Bu yüzden pek sert vuramadı.” “Peki sen?” “Ben?” “Sen ona vurdun mu?” “Vurmuşum,”Diyor yazarın babası.Sonra da gülümsüyor.”O kadar çok zaman geçti ki…” Birden yazar babasını en yakın arkadaşının suratına yumruk atan bir çocuk olarak getiriyor gözünün önüne.Babası kendini savunur gibi sürdürdü konuşmasını.”Ayırdıklarında gördüm.Burnundan kan akıyordu.Neyse, neler neler hatırlattın bana yine.Geç oldu, uyusan iyi olur.” Uyumak istiyor mu yazar?Evet istiyor.Ama yatağa yattığında içindeki huzursuzluk geçmiyor.Nedense Erol’la Necdet’e yapılan haksızlığı düşünmekten kendini alamıyor.Aşağı mahallenin çocuklarının yarın öbür gün alay eder gibi onlara ait kitap satış yerinde kitap satacak olmaları yazarı fazlaca rahatsız ediyor.
|