|
konuskan
|
 |
« : 04 Şubat 2008, 21:01:20 » |
|
Bayezid 2
Osmanlı ordusu ince çelik bir yay gibi öne arkaya kıvrılmaya başladı. Böyle bir duruma alışkınlardı. Avrupa orduları hep mancınık kullanırdı. Tımarlı sipahiler kuzey güney istikametinde atlarını olanca güçleriyle kırbaçlarken yüzlerce ateş topu yüzlerce yeniçeri gövdesini ateşler içinde hava kaldırdı. Yeniçeriler kıpırdamadılar. Flamalar Osmanlı Hakanı ile aynı hızda karargâha koşarken Şehzade Süleyman Çelebi’nin sipahileri olanca güçleri ile ileri atıldılar. Hem ok atıp hem at sürüyorlardı. Geyik boynuzlarından yapılmış uzun nefesli borazanları duydu Beyezid, aynı anda yüzlerce fil kulakları sağır eden top yekun bir bağırtıyla koşmaya başladılar. Kayadan yapılmış ayakları, demir gövdeleriyle Hz. Davut’un öldürdüğü Calut’a benziyorlardı. Süleyman Çelebi’nin birlikleri ansızın dağıldılar. Timur şaşırmıştı doğrusu. Osmanlı ordusunun gerisinden kalkan binlerce kargı fillerin üzerine yağdı. Düşen her fil kıyametvari sarsıntılara neden oluyordu. Osmanlı ordusu henüz fil görmediğinden Süleyman Çelebi’nin birlikleri dağıldı. Üstüne üstlük fillerin üzerinden patlayan kumbaralar atılıyordu. Az sonra meydanda tek fil kalmamıştı. Rumeli sipahisi ile Mehmet Çelebi’nin komuta ettiği sipahiler sağlı sollu vurdular Türkistan ordusunu. Osmanlı ordusu açılıyor, dağılıyor ama halen olduğu gibi duruyor gibiydi. Timur Han anlamıyordu. Mancınıkları şiddetlendirdi. Osmanlı sipahileri dövüşmüyor, inanılmaz bir hızla sağa sola kaçışıyor, durmadan ok atıyordu. Osmanlı saflarından kalkan binlerce ok Türkistan ordusunu yıpratmış, bütün dikkatlerini sağlı sollu saldıran sipahilere vermişlerdi. Beyezid artık zaferden emindi. Yeniçerileri nihai zafer için yolladı. Türkistan askerleri sayıca çok üstündü. Hem savaş kabiliyetleri de Osmanlı ordusundan az değildi. Merkezdeki Türkistan askerleri çiçek gibi açılmaya başladılar. Osmanlı süvarisinin üzerine çekinmeden gelen bu süvariler şimşek gibi atılmışlardı. Tam bu sırada Osmanlı ordusunda yer alan Kara Tatarlar arka saflara doğru açıldılar. Yeniçerilerin de ayrıldığı bu noktada Osmanlı ordusuna ihanet ettiler. Yeniçeriler devrin ölüm makineleri gibiydi. Zırhlarına ok işlemiyor, kalkanlarını gürz darbesiyle bile bırakmıyorlardı. Elinde tırpanla ekin biçen rençper gibi Türkistan atlarını, atlılarını biçiyorlardı. Osmanlı ordusundaki Aydın, Menteşe, Karaman gibi beylerin askerleri de ihanet edince Yeniçeriler geri çekildiler. Hakan’ın yanında hemen hemen hiç kimse kalmamıştı. Yeniçeriler az bir zayiat ile yerlerini aldılar. Bayezid inanamıyordu olanlara. Avrupa orduları altında ezilmeyen bir ordu böyle ihanetle mi dağılacaktı? Vakit ikindiyi geçiyordu. Dağılan birliklerini toplayan Şehzade Süleyman savaş alanından çekilince savaşın sonu belli oldu. Birliklerin çekildiğini gören Bayezid, alnında biriken teri sol eliyle sildi. Duramadı o tarafa üzengiledi ama çevresinde kendini terk etmeyen Yeniçeriler bırakmadılar. Son Çağatay Hanı Mahmud’un kumanda ettiği 50 bin kişilik birlik Yeniçeri sarmış, Timur Han Şehzade Süleyman’ın peşine düşerken geride kalan kılıç artığı tek tk Osmanlı sipahisi de zincirlenmeye çalışılıyordu. Çağatay Hakanı anlaşılmaz bir şeyler söyledi. Bayezid duymamıştı ama anladı. - “Beni sağ istiyorlar! Açılın!” kimsenin Hakan’a aldıracak durumu kalmamıştı. Türkistan askerleri, kalkanlarını aldırmış Yeniçerileri itiyordu. 50 bin asker aynı anda itiyordu. Korkunç bir kuvvetti bu. Yeniçeriler dayanamadılar Zaten birkaç yüz kadar olan sayıları yıkılmalarına yetti. Bayezid geriye doğru dönmek istediyse de atı devrildi. Hemen üzerine ağ attılar.
-“Bu savaşta ölmeliydim.” Diye mırıldandı. Kara sakalları toz, ağzı, burnu toprak dolmuştu. Kara gözlerinden kan dökülüyordu. İnce elleri kalem tutmuştu çoğu zaman. Timur gibi bir cihangirle de karşılaşmamıştı hiç. “Ulan Karakoyunlu, soyun kurusun.” Diye haykırdı. Yanında şirin oğlu Musa’yı sırtüstü yıkmışlar ellerini arkadan bağlıyorlardı. Kalkmaya yeltenince Cengizoğlu Mahmud Han gürzünü yavaşça Hakan’ın sırtına bıraktı. Başı ile sırtı arasında düşen gürzü hissetmedi ama derin bir karanlığa karıştı. Uyandığında yatsı vaktiydi. Başında korkunç bir ağrı vardı. Vücudu temizlenmiş, üzerine yeni bir zırh koyulmuş idi. Başucunda Musa’yı gördü. Bayağı hırpalanmıştı. Elleri bağlı değildi ama sağ kaşı açılmış, dudağı patlamış, sol yanağından derin bir yara almıştı. Yerinden kaldırdılar. Susamıştı. Timur uzun boyu ve enli gövdesi ile otağın orta direğinin yanında duruyordu. Elini kaldırdı. Arkasında duran hizmetkâr hemen önüne geldi ve bir kutu açtı. Timur elindeki altı kadehi buz dolu kutuya daldırdı. Yürümek istedi ama aksadı. Hizmetkar kadehe uzandı. Aldı ve Bayezid’in dudaklarına uzattı.Bir kaç yudum alan Bayezid istemiyorum gibisinden başını salladı. - “Dünya senin gibi bir körle, benim gibi bir topala kalmaz ya!” dedi. “İhaneti göremedin. Gerçi ihanet olmasa zafer senin de olabilirdi. Çağatay Hakanı size terbiyesizlik yapmış. Artık Hakan değil. Hani sen hakan değilsin Cengizoğlu’nun bir serdarısın demiştin. Artık Hakan’ım” dedi. Ve yanında gelen hizmetkar elinde tuttğu tepsinin kapağını kaldırdı. İçinde Mahmud Han’ın kanlı başı duruyordu. Timur ekledi: - “Artık ferman da benim, hutbe de!” dedi. Osmanlı Hakanı’nın kılıcını teslim ettiler. Öyle ya bozkır töresince bir sultanın kılıcı alınamazdı. Hele üzerine ağ atılamaz, başına gürz vurulamazdı. Bayezid kılıca uzanmadı. Kara gözlerini bürüyen karanlıkta kayboldu. Dışarıda kan kokusuna uluyan kurtlar savaş meydanında birikmiş, tek tük kalan uzvu parçalıyordu. Otağın hemen yanında bir müezzin yatsı ezanını okumaya başladı. Onu tekrar eden müezzinlerin sesi dolunaya doğru uzaklaşırken, ovanın ortasında bir kartal yuvası gibi duran Ankara Kalesi’nde kuşlar bile ağlıyor, Avrupa’nın önünde bir kalkan gibi duran Osmanlı Devleti dağılıyordu. Tesekkur Listesi Bos.
|